Takım ve İlişki Sistemleri Koçluğu

Gelin sizinle bir metafor yani bir canlandırma yapalım. Dev bir çark hayal edin. Şöyle 15 metre çapında, 3 metre kalınlığında ve en az 8 ton ağırlığında dev bir çark. Takım olarak göreviniz de bu çarkı olabildiğince hızlı ve mümkün olduğunca uzun süre döndürmek.

Büyük bir çaba ile iterek çarkı birkaç santim döndürdünüz. İtmeye devam ediyorsunuz ve bir veya iki saat içinde çarkı bir tam tur döndürüyorsunuz.

İtmeye devam ettikçe çark biraz daha kolay dönmeye devam ediyor. Böylece ikinci tam turu da tamamlıyorsunuz. İtmeye devam edin. Üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı…  derken çark kendi ivmesine sahip oluyor. Her turda daha fazla hızlanarak dönüyor. Ve sonra çark artık kendi ivmesiyle dönmeye başlıyor hatta müthiş bir hızla dönüyor. Artık 8 tonluk ağırlık sizin için bir avantaj, ilk turda ne kadar fazla güç verdiğinizi hatırlayın. Şimdi ise o güçten fazlasını harcamıyorsunuz ve çark giderek hızlanıyor. Neden mi çünkü çarkın her turu, önceki turlarda harcadığınız gücün üzerine ekleniyor. Şu anda ilk tura göre bin kat daha hızlısınız. Şimdi yüz bin kat. Şimdi on bin kat. Dev çarkınız neredeyse durması imkansız bir ivmeyle bağlı olduğu eksende dönüyor.

Şimdi birisi size şöyle bir soru sorsa “Bu çarkı bu kadar hızlı döndüren itiş hangisiydi?”

Cevaplamak o kadar kolay değil, çünkü saçma bir soru. Hangisiydi acaba? Birinci, ikinci, üçüncü, onuncu, yirminci, hayır beklide ellinci? HAYIR çünkü cevap HEPSİYDİ. Aynı yönde uygulanan güçlerin, bütün güçlerin birikimiydi. Bazı itişlerde diğerlerinden daha fazla güç harcamış olabilirsiniz ama teker teker her bir itiş, dev çarka uyguladığınız toplam gücün bir parçasıydı.

Mükemmel bir takım ve sonuçlara doğru, biriktirilen bir süreç ve ancak dönüşümle gidilir. Tek bir tayin edici hareket, tek bir program, ortalığı yıkıp geçen mükemmel tek bir yenilik, tek bir şanslı ürün, bir devrim; bu dönüşümde olması mümkün değildir.

Oysa etrafınıza baktığınızda tamamen sonuçları görmeye odaklanırız. Çünkü bir takımın çarkı dakikada beş bin tur döner hale gelmedikçe, biz o etrafımızdaki sonuçları göremeyiz. Hatta günümüz medyası o takımları haber bile yapmaz. Sanırız ki o takımlar bir günde mükemmel olmuş ve değişimi gerçekleştirip mükemmel sonuçlara ulaşmıştır. Hadi biraz uyanıp gerçekleri kabul edelim.

Biz ancak geçişin dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak içeride o süreci yaşayanların neler hissetmiş olabileceğine ilişkin bir fikir geliştirebiliyoruz. Dışarıdan baktığımızda, mükemmel sonuçlar çarpıcı bir değişim, radikal bir devrim gibi görünür. Oysa içerideki bu takımın her bir üyesi bunu tamamen farklı, organik bir gelişim süreci gibi hisseder. Çirkin ördek yavrusunun yaşadığı sürecin sonunda güzel bir kuğuya dönüşmesi gibi. Sanki bu aynı doğduğu gün veya tek bir günde olabilmiştir.

Takım koçluğunda neler mi yapıyoruz?

Takımların birlikte nasıl bir AMAÇ’a hizmet ettiklerinin farklı yollar ve yöntemlerle farkına varmalarını sağlıyoruz. Yapmanın değil önce olmanın nasıl olduğuna dair takım içinde mimari bir yapı inşa ediyoruz. Yapı taşlarına ve bu taşları bir arada tutan karışımın neler olduğuna bakıyoruz. Takımı da bir birey olarak kabul edip sahip olduğu bütün değer ve güçlü yönlerini takımı oluşturanlarla birlikte ele alıyoruz. Olduğu durumdan olmak istediği duruma yapacağı yolculuk içinde kararlarını nasıl verdiğine bakıp ihtiyaçlarını çalışıyoruz. İhtiyaçlar esnasında doğan çatışma ve geri bildirimleri ele alıyoruz. Karar çarklarımızı kullanıp ortak kültürü yaratıyoruz. Takım koçluğu bir eğitim olarak sunulmamakta, takımların bire bir içinde oldukları bir özel bir uygulama olarak gerçekleşmektedir. Bu uygulama esnasında ve doğal sonucunda takımdaki her bir bireyin birbirlerini çok daha iyi tanıma ve anlaması sağlanır. Bu süreçler içinde hedefleri ve planları farklı bakış açıları ile ortaya çıkartıp takımın kendi kendinin koçu ve yaratıcısı olmasını sağlıyoruz.

Peki takım koçluğu ne fayda sağlıyor veya niye takım koçluğu olmalı?

Aslında şunu sormak biraz daha anlam katıyor. Bir takımdaki doğru insanların her şeyden çok istediği şey nedir? Kazanan takımda yer almak. Bireyler gözle görülür, elle tutulur sonuçlar elde edilmesine yardımcı olmak ister. Mükemmel sonuçları almanın yarattığı heyecanı duymak ister. Doğru insanlar yani doğru takımın üyeleri, acı gerçeklerle yüzleşmekten, boş laftan değil, derinlikli kavrayıştan doğan sade bir plan gördüklerinde, “Bu iş olur. Ben varım” diyeceklerdir. Ben de üzerime düşen görevlerden bir tanesini daha sizinle bitirmiş emeklerimizin karşılığını kaybeden olmadan almış olacağız.

Hadi son kez şu metafordaki çarka bağlayalım. Sizin yerinize çarkınız konuşursa hedeflerinizi insanlara anlatmak için öyle hararetli konuşmalar yapmanıza gerek kalmaz. İnsanlar çarkın kazandığı ivmeye bakıp, “Böyle gidersek nerelere varmayız ki!” diye sonuçlar çıkartır. İnsanlar kendi aralarında potansiyellerini somut sonuçlara dönüştürmeye karar verirlerse hedefiniz kendi kendine ortaya çıkmış sayılır.